16° Sisli
  • EURO 6.51
  • DOLAR 5.89

Kötülük ve Kripto Olmak Üzerine

Derin Gündem - 10 Haziran 2019 20:35 A A

Aslında bütün kötü insanlar iyidir… Kötü olan, kötülüğün kendisidir. Dünyada iyi olan hiç bir şey iyi insanlar olmadan devam etmez ve insanlar iyi olmaya devam ettikleri sürece güzelliklerden umut kesilmez.

Ya kötülük? Kötülük, türlü türlüdür, bin bir maskeli, akla hayale gelmez renktedir.

İşte kripto kimlikler, bu kötülüğün renklerinin tonlarından sadece biridir.

Mesela…

Paraya tapan değilse de çok şeyden fazla değer veren, kul hakkı konusunda hassasiyet taşımayan, faizci sisteme imanı olan, zekatını vermeyen, sadaka bilinci olmayan herkes ama herkes para ile satın alınabilir mi? Bence bu sorunun cevabı çok açık… Bu camianın otuziki bölüm tekmili birden kripto adayıdır veya değilse de bu devlet için gelecek zamanların yedek kriptosudur. Şu ya da bu ismi kullanmak istemiyorum; maşa ya da kukla oynatıcı farketmez, bilumum şeytaniler için hangi kumaş uygundur, apaçık ortadadır.

Nefsine tapan değilse de bir başkası için fedakarlık duygusunu bilmeyen, sözü ağzına aldığında doğru mu, yanlış mı dikkat etmeyen, yalan söylemekten çekinmeyen ve rahat yalan söyleyen herkes güvenilmezdir; bu devlet ve bu millet için kripto adayıdır veya gelecek zamanların stepnedeki kriptosudur.

Menfaatlerine tapan, emanet gibi bir değerin anlamından habersiz, insanları lekelemekten ve asılsız ithamlardan çekinmeyen herkes birer kripto adayıdır veya kriptodur.

Kripto kimlikler sıradışı hareketlere de sahiptir. Namaz kılıyorsa, zaman zaman alkol de alması gerekmektedir; oruç tutuyorsa, bir taraftan da kumar oynuyor olmalıdır. Hiç bir ön şartsız itaate ve harekete hazır olabilmesinin ön gerekleridir bunlar. Para ile satın alınıyor olsa bile deve bu tür özelliklerle sağlam bir kazığa bağlanacaktır.

Kısacası olduğu gibi olamayan herkes, bu davranışlar arenasındaki dev labirent içinde, şeytanilerin tuzağına düşmek için oldukça müsaittir.

Boşuna her yerde FETÖ’nün mankurtlarını aramayın. Gerek yok. Deşifre olan hiç bir kriptonun da zaten bir görevi kalmamış demektir. Bu çirkin vasıflara sahip herkes birer saatli bomba gibidir ve dikkat edilmesi gerekir.

Türkiye olarak iç ve dış ciddi rakiplerimiz var. Bu gerçek bir beka sorunudur ve bu durumu yaşayarak test etmek istediğimizde iş işten geçmiş olabilir. Suları bir daha tersine döndürmek mümkün olmayabilir.

Menderes… Hatırlayalım… Kuyusunu kim, nasıl, ne şekilde ve niye kazdı? Sonra düşünelim.

İşte tarih…

14 Temmuz 1958 sabahı Yeşilköy Havaalanı… 1955 yılında kurulan Bağdat Paktı Zirve Konferansı’na katılmak üzere İran Şahı Rıza Pehlevi ve Pakistan Cumhurbaşkanı İskender Mirza’nın uçakları havaalanına inmiş ve Irak Kralı İkinci Faysal’ın uçağı bekleniyor.

Çok geçmeden alana bomba gibi bir haber gelir. Kral İkinci Faysal vahşice öldürülmüştür. Sadece kral değil, bütün ailesi, eşi, küçücük çocukları ve saraydaki cinsyeti gören kedi ve köpek dahil bütün canlılar öldürülmüştür…

Çünkü…

Kral Faysal, bir kaç ay sonra Musul’da Türkmenler için referandum yapacaktı. Çünkü, Lozan Anlaşmasının maddelerinde var olan ama Batının itiraz ettiği maddelerdeki petrol kullanımını halklar arasında adaletli dağıtımdan yanaydı. Çünkü, Fırat ve Dicle çevresinde akan kan, dursun istiyordu…

Çünkü, Kral Faysal demişti ki:

“Arap birliği değil, bize lazım olan İslam Birliğidir. Arap birliği gibi faşist oluşumlar önümüzü keser.”

Ne kadar ilginç değil mi?

Sonra… Fazla değil altı ay kadar sonra…

1959 Şubat ayı… Londra’da inişe geçerken düşen uçakta cayır cayır yanan insanlar var. Ve ne ilahi ve ne muhteşem bir tesadüftür ki, Başbakan Adnan Menderes mucizevi bir şekilde kurtulmuştur.

O yolculuğa çıkmadan önce Menderes ne açıklama yapmıştı, ne demişti? Hatırlatayım:

“Bu millet isterse hilafeti bile getirir.”

Uçak suikastı başarısız oldu. Tek suikast değildi bu… İlginç olanlardan biri… Zehirlenme teşebbüsü bir kadın tarafından ortaya çıkarılmıştı.

Zaman geçtin”Küresel iç ve dış kripto şeytaniler” pes etmedi, vaz geçmedi.

27 Mayıs darbesinin esas hedefi, Kral Faysal’ın dillendirdiği “İslam Birliği” ve Menderes’in sözünü ettiği “Hilafet” olgusundan başkası değildi. Geride kalan Bağdat Paktı hariç, Menderes’in Bağdat ziyareti, Faysal’ın boğazda balık tutması, son padişah Vahdettin’in torunu ile evlenmesi olayı hariç hepsi teferruattı.

1988 yılı Pakistan… Ziya ül Hak, bir tatbikattan dönerken uçağı düşer. Ne ilginçtir ki, Türkiye ziyareti sonrası “İslam Birliği ve Hilafet” sözlerini eden bir devlet başkanı daha suikasta uğramıştır.

Bu tür suikastlara daha ilaveler yapılabilir. Konumuz ders alınması amacıyla, karşımızdakilerin geçmişte yaptıklarına bakıp bugünü anlamaya çalışmaktır.

Bu tarihi bilgiler ışığında “kripto kimdir?” sorusunu kendimize tekrar soralım.

FETÖ şerefsiz bir kukla, aşağılık bir maşa ve tabana “Müslüman” kimliği ile mankurtlar salmış oldukça organize bir aklın ürünü idi. Ama bir daha aynı yöntemle darbe denemeleri zayıf ihtimal görünüyor.

Ya da şöyle diyelim, “işin içinde kripto varsa, deşifre olunan yöntem bir daha asla denenmez.”

Şeytan vaz geçmez. Şeytana verilen süre kıyamete kadardır ve kıyamet daha kopmadı.

Şeytanın silahları bellidir. Makam, mevki, şöhret ve para ile imtihana tabi tutulan insanın kazanması hiç kolay değildir. Bu unsurlara kadın ve dünyevi hevesler de ilave edilebilir. Şeytanın yöntemlerinin hemen hepsi deşifre olmuştur ama gün geçtikçe öyle kimlikler ve öyle kişiliklerle karşımıza çıkar ki, ağu altın tas içinde bal şerbeti olarak sunulur.

Dün, CHP içinden çıkmış bir vicdanın sesi olan Adnan Menderes’in kuyusunu kazanları, ona gerçek sebepleri saklayıp itibar suikastı yapanları ve nihayetinde darbeyi yapanları aratmayacak nitelik ve nicelikte, küresel şeytani güçlerin maşası olabilecek satılık karakterler, bugün de fazlası ile mevcuttur. Bu teşebbüste defalarca bulunmuşlar ve yine bulunacaklardır.

Bu konuları değerlendirirken soyut etik değer kadar, somut mihenk taşları olan bazı vukuatlar da asla ihmal edilmemelidir.

Mesela, Mavi Marmara olayı, Gazze ve nihayetinde Kudüs ile ilgili konularda İsrail literatürü bir ağızla konuşmak, bu tür bir zeka ürünüdür…

Mesela, MİT Tırları olayı bu memleketin mahremiyetine suikasttır. Bu ülkenin mahremlerine müdahale etmeyi meşru gören zihniyet, bu ülkenin evladı olamaz, nesebi gayri sahihtir.

Mesela, 15 Temmuz girişimi bizim ciğerimizi sökmeye yönelik bir teşebbüstür.

Mesela, dün dava açılan namaz kılan memurlar, adi suçlu muamelesi gören dini bütün öğrenciler ve cümle mazlumlar coğrafyası olarak dünün zalimleri ile işbirliği bugün ne derece anlamlıdır. Bir oy için, bu dünden bugüne siyasal kimlik değiştirenlere itibar etmek, geçmişini unutup bugünkü maskeye inanmak gerizekalılık değil de nedir? Dün Ramazan ayında alkollü balolar, domuz etli ziyafetler düzenleyip laik iktidarlarını ispat ederken, iftar verenlere dava hatta seçilmiş partilere kapatma davası açanlar, bugün ekip olarak da olsa 60-70 yerde iftar açtığını söylüyorsa, bu şizofrenik komediye ancak beyinsiz ve embesil bir zeka iman edebilir.

Vakit, kriptoların suikastını teşhir ve tenzih zamanıdır. Bilelim ki, her kripto potansiyel bir suikastçıdır.

Vakit bu vakittir. Para piyasası, iş dünyası, oligarşik anarşizm ve bürokrasi, devletin bütün hücrelerini kanser etmeden önce müdahale için elimizde bir fırsat vardır.

Vakit, adaleti gerçekleştirmesi gerekene, gücü verme vaktidir. Vakit, asla telafisi olmayan bir değerdir. Düşünelim ve değerlendirelim. Selam ve dua ile…

Gündüz Demirhan

Derin Gündem - 20:35 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.


türbanlı escort türbanlı escort bayan eve gelen escort escort bayan alanya escort avcılar escort bakırköy escort escort istanbul bakırköy escort beylikdüzü escort kadıköy escort ümraniye escort şirinevler escort şişli escort istanbul escort avcılar escort ataköy escort halkalı escort esenyurt escort ataşehir escort göztepe escort avcılar escort istanbul escort şirinevler escort istanbul eskort bayan istanbul escort eskort bahçeşehir escort anal escort esenyurt escort avrupa yakası escort