28° Açık
  • EURO 6.43
  • DOLAR 5.76

Kim Savaş İster, Kim İstemez?

Derin Gündem - 7 Haziran 2019 21:00 A A

1913 yılında Stanford Üniversitesinin özgürlük ve barış savunucusu rektörü David Star Jordan, İndependent’ta yazdığı bir makalede şöyle bir soru soruyordu:

“Avrupa’da büyük bir savaşın yaklaşmakta olduğu konusunda ne diyebiliriz?”

Ve cevaplıyordu:

“Bu imkansız…”

Savaş başladığında ise, yaklaşık 5 yıl sürecek olan şiddet ve gerilim dolu günleri ise kimse hesaplayamamıştı. Hele ki entelektüel geçinenler ne tahmin ettiyse tersi olmuştu.

Birinci Dünya Savaşından yaklaşık 10 yıl sonra egemen güçler arasında Paris’te bir anlaşma yapıldı. Kellog-Briant Paktı… Meşru müdafaa dışında uluslararası uyuşmazlıklarda savaşa başvurmak yasaklanıyordu. Arka fonda, kim ne derse desin, dağılmış bir İslam coğrafyası vardı ve herkes sonsuza kadar sürecek barış rüzgarından bahsediyordu…

Birinci Dünya Savaşı, bir çok sebebi olmasına rağmen milliyetçilik akımlarının getirdiği kitlesel gerilimler sonucu çıkmıştı.

Sonra İkinci Dünya savaşı çıktı ve yine aynı sebeplerle bütün suç, kaybeden Hitler ile Musolini’nin omuzlarına yüklendi. Kimse savaşı tetikleyen uzun bir bomba fitilini görmek istemiyordu. Çünkü günah keçileri hazır ve onların kanı, ölen onmilyonlarca savaş kaybını temizlemeye yetecekti. Asıl sebep olan ekonomik gerekçeler, halının altına süpürülmüştü.

Dünya’da din, mezhep veya ırk savaşlarının hepsinin temelinde ekonomik nedenler yatar. Biri yer, diğeri bakar… İşte kıyamet oradan kopar.

Soğuk savaş süresinde insanlık bu konuları uzun uzun düşündü.

Bu sırada devletler köprüleri yıkıp, duvarlar inşa etti. Berlin Duvarı, komünizm duvarı, terörizm duvarı, beyinlerdeki duvarlar ve baharlardan oluşan özgürlük duvarları…

Aslında duvar ustaları ile köprü ustalarının bu ilk kavgası değildi. Yecüc Mevüc ve büyük Çin Duvarından, bugünlerin Meksika Duvarına kadar süren bir kavga sadece farklı bir boyutta devam ediyordu.

Derken insanlık sanal dünyanın sonsuzluğunu keşfetti.

Okuma yazmayı yeni sökmüş ve daha ilkokulu bitirmemiş bir çocuk hacker, oyun oynarken dünyanın en güçlü sisteminin siber duvarlarını çökertebildiği bir sanal dünyadan bahsediyorum. Ya da borsa ve kaldıraçlı piyasalarla, var olan sermayeyi tüm zamanların en uç büyüklüğünün yüzlerce misline çıkaran ve temelinde en büyük sanal para olan dolar ile oluşturulan bir sanal dünya…

Günümüzde gelişmeleri okurken dost-düşman, batılı-doğulu, imanlı-imansız ya da iyi-kötü ayrımı yapmak pek analitik bir gerçeklik ifade etmiyor. Çünkü sanal ekonomik savaşın şifrelenmiş boyutları o kadar büyük ki, herkes herkesi takip edebilirken, kimse kimsenin kim olduğunu bilmiyor.

Bütün herkesin hareket kabiliyeti, labirent içindeki çaresiz farelerden farksız…

Geçen yıl bu zamanlar Kuzey Koreli Kim, Trump’u tehdit ediyordu. Niye? Neyine güveniyordu?

Neredeyse 2 milyar insanın yüz tanıma ile sicilini tutmuş olan Çin, ABD’nin kendisi ile ilgili ekonomik tedbirlerinden haberdar idi ve duruma tedbir için önce tetikçisini konuşturuyordu. Bir kötü general, iki iyi generalden her zaman daha faydalıdır. Kural buydu… Her gerilim dolu konuşma ve açıklamadan önce borsalar yükseliyor, satışlar yapılıyor ve piyasaların savaş beklentisi ile düşmesi bekleniyordu. Düşen fiyatlardan da tekrar alımlar yapılıyordu. 2017’nin kış aylarından itibaren, 2018 sonlarına kadar bu keriz silkeleme operasyonları defalarca devam etti. Hatta dört defasında bizzat ben, bu durumun buradan uyarılarını yaptım…

“Oyun bu; keriz silkeleme operasyonu” diye defalarca yazdım.

Şimdi de aynısı yapılıyor… Vesayet savaşlarının lezzeti ile köşe dönmeye alışmış olan mekanizma tekrar çalışıyor.

Bu tür derin ve içiçe girmiş ilişkilerin olduğu durumda yüzeysel düşünmek, insanı en yanıltıcı sonuca götürür. Nedir yüzeysel olan?

“Savaş çıkacak.”

Herkes bunu diyor. Öyleyse “çıkmasın” demek yerine herkes aynı şeyi tekrar ile söylüyor üstelik.

Kim ne kaybedecek, kim ne kazanacak doğru hesaplamak gerekir. “Kim kazanacak?” sorusundan daha çok sorulması gereken, “kim kaybetmeyecek?” sorusudur… Ve kaybedecek bir şeyi olmayanlar, hiç bir şey kaybetmezler.

Her stratejinin en esas kuralıdır; ne yapacağını bilmiyorsan, o zaman ne yapmamak gerektiğini iyi bileceksin. Ve gösterilen davranış karakterleri, taktikler asla asıl stratejiyi dışarı yansıtmamalı, ele vermemelidir.

Nerede, ne zaman ve ne şartta olursak olalım, elimizde olan imkandan fazlasını yapma şansımız hiç bir zaman olmayacaktır. İman ve imkan meselesini uzun uzun konuşabiliriz de… İnsan yaptığı şeylerden çok, yapmadığı şeylerden pişman olur. Rüzgarın yönünü değiştirmek bizim boyumuzu fazlası ile aşıyorsa, gemiyi limana farklı rotadan götürmek zorundayız demektir. Ve bu rota değişikliği bir plan dahilinde olmazsa, rüzgara yön verenlerin bir parçası olmamız kaçınılmaz demektir. Nereye gideceği belli olmayan bir gemide olmamak, olmaktan daha iyidir.

Güçsüz ve zayıf olmak mazeret değildir. Bir kaplumbağa ancak kafasını dışarı çıkardığı sürece yol alabilir. Zaman değişiyor… Artık bir makine elli-yüz adamın yaptığını yapıyor ama değil elli makine, yüzbin makine de olsa sıradışı ve stratejik düşünebilen bir insanın yaptığı işi yapamaz.

Çok yakın bir gelecekte, zaman kuantum bilgisayarlarının çağı olacak. Uyduları ve orduları olan, algı mühendisliği ile sosyal medyanın sanal ortamlarında toplumları yönlendirebilen dev dijital şirketler, çözülmesi binlerce yıl sürecek olan şifreleri birkaç saat içinde çözebilme kabiliyetinde olacaklar. Bütün finans dünyası ve küresel sermaye kayıtlarının sahipleri şimdiden bu dijital şirketlerle anlaşmalarını yapıyor. Ve belki de bir şifre, bir teknolojik sıçrama bir çok şeyi değiştirebilecek… Önümüzde böyle günler var.

Kim savaş ister; kim savaş istemez? Bunu iyi görmek gerekiyor.

Milyar dolarlık bir iş adamı olan Trump, en fazla dört yıl daha başkanlığını yapabileceği bir ülkeyi, vesayet savaşları ile idare etme durumu varken niye riske soksun?

Türkiye’de 1961 ve 1980 ihtilalleri yapıldı. Ama aradaki 1974 Kıbrıs Harekatında askeri müdahale yapılmadı.

Biz, ElBab ve Cerablus’da DAEŞ ile; Afrin’de de PKK ile savaşmadık.

ABD, 2007 yılında kapatma davası ve 367 ile deviremediği, 2013 Gezi ile Suriye’de yaptığını yapamadığı, yine 2013 yılında 17-25 Aralık darbe girişimlerinde ve 2014 yılında 19 Ocak MİT tırları operasyonunda başarısız olduğu ve 15 Temmuz 2016’daki girişiminde sağlam bir tokat yediği Türkiye’ye karşı DAEŞ ve PKK olarak cephedeydi… Bugünlerde nasıl ki dolar olarak para piyasalarında savaşa devam ediyor; tamamen aynı şekilde…

Doğu Akdeniz’e Altıncı Filo yeni gelmedi.

2018 Şubat ayında İsrail ve Yunan sondaj gemilerini Doğu Akdeniz’den kovmuştuk. Ekim ayında da ABD bütün gücü ile gelmişti…

Geldi ama uçak uçuramıyor. Rusya’nın Lazkiye’de kurulu S400’lerinden müsaade almadan uçması oldukça zor. Anlaşma olmadan kimse bu bölgeden petrol çıkaramaz. Sondaj yapılsın. Rezervin gerçek miktarını herkes merak ediyor.

Ve Patriotlar ile ilgili bir haber… Yemen’de sıradan direnişçiler, drone ile Suudilerin ABD’den daha yeni aldıkları Patriot bataryasını vurdu…

Bence daha fazlasını anlatmaya gerek yok. Aslan ormandaki en güçlü hayvan değildir… İki sırtlan gördü mü kaçar. Kimin kükremesi daha fazla ise, onu güçlü sanmaktan vaz geçelim. Savaş çığırtkanlarının hepsi, mahallenin ekonomik suikastçı fahişeleridir… Bunlar dün bu ülkede böyle idiler, bugün de aynılar. Paraları dolarda ve faizde… Pusuya yatmış, savaş için değil, fırsat için bekliyorlar…

İyi bakın… Bence onları siz de iyi göreceksiniz.

Gündüz Demirhan

Derin Gündem - 21:00 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.


türbanlı escort türbanlı escort bayan eve gelen escort escort bayan alanya escort avcılar escort bakırköy escort escort istanbul bakırköy escort beylikdüzü escort kadıköy escort ümraniye escort şirinevler escort şişli escort istanbul escort avcılar escort ataköy escort halkalı escort esenyurt escort ataşehir escort göztepe escort avcılar escort istanbul escort şirinevler escort istanbul eskort bayan istanbul escort eskort bahçeşehir escort anal escort esenyurt escort avrupa yakası escort