21° Açık
  • EURO 6.85
  • DOLAR 6.13

Bir Ekonomik Çözüm Önerisi

Derin Ekonomi - 14 Mayıs 2019 06:11 A A

Ekonomik düğümler nasıl çözülür?

Ya da başka bir düğümden başlayalım. Bir kördüğümden…

Gordion düğümü… Duyan vardır… Asya’nın zenginliğini ve karmaşasını ifade eden meşhur kördüğüm. Ölen Frig Kralının varisi olmadığı için kente gelen ilk öküz arabalı kişinin kral olması kararlaştırılmıştır. Gelen Gordion’dur ve arabasını kördüğümle bağlar.

“Kim bu düğümü çözerse Asya’nın hakimi olacaktır” der ve 300 yıldan fazla bir zaman bu kördüğüm çözülemez… Ta ki Aristo’nun öğrencisi genç bir kral gelene kadar.

İskender, düğümü kılıcı ile ikiye böler. Düğümü çözer ve Asya’yı birleştirir.

Ancak kılıç ile gelen barış ve hakimiyet, çok güçlü olsa da; ömrü, kılıcın sahibinin ömrü kadar kısa olur.

Ben hala İskender’e kızarım ve o düğümü akıl ile çözecek kişinin var olması gerektiğine inanırım. Çünkü, zorun bozduğu oyun, insanlığa hep sorun olmuştur.

Bu durum, yani zor kullanarak sorun çözmek, sosyal açıdan olduğu kadar, ekonomik açıdan da sorunu çözmemek bir yana problemi küçültmemiş, hep daha büyütmüştür.

1960’lı yıllarda, yani biz bir taraftan ihtilaller ile uğraşıp, diğer taraftan Marshall Yardımlarını anlamaya ve sindirmeye çalışırken, İngiltere’deki Cambridge ve onun devam ekolü olan ABD’deki MIT iktisatçıları arasında bir tartışma vardı. Tartışma uzun cevaplar halinde dergilerde karmaşık matematiksel açıklamalarla, atışmalar halinde sürdü ve anlatıldı.

Tabii kimse pek bir şey anlamadı. Konu zor olduğundan değil, “basit olaylar karmaşıklaştığında, insanlar genelde öküz altında buzağı aramaya başlar ve anlamak zorlaşır.” Halbuki, süt kokusunu takip eden buzağıyı bulur… Meşhur sözdür; anlamadığınız bir komplo mu var? Parayı ve paranın kime yaradığını takip edin…

Sonuç ne, gerçekte neler oluyor? İnsanlara yanlış hedefler gösterilmekte ve en basit kuramlar bile içinden çıkılmaz hal almaktadır.

Neyse…

Tartışma şuydu: Marjinal emek, marjinal sermaye geçerliliği oluşturur mu? Önce neoklasik faktör kuramı… Sonra denge durumu varsayımları ortaya çıktı.

Terminolojinin yabancısı olanlar için açıklama gireyim… Marjinal emek, en basit deyimle homojen ve tek çeşit olmayan, kıyıda köşede kalmış değişken etkenlere bağlı emek diyebiliriz. Marjinal sermaye de buna paralel bir tanım.

Kim ne derse desin, tamamen kapitalist bir hayat yaşamış olan Karl Marks, yazdıkları ile kitleleri peşinden sürüklemiş önemli bir kuramcıdır. “-İzm” içeren herşeyi boşvereceğim ama kitleleri boş veremiyorum. İnsan topluluklarını güruh olarak sürükleyen kuramları görmezden gelmek olmuyor.

Marks, Das Kapital’de sermaye, emek ve gelir üçgeninde kaybolmuşken birinci cilt yedinci bölümde, bir iç içe öneriler içeren kuram ortaya atar. “Sermaye ve emek, gelirde denge için, belirli ve hatta eşit bir paya sahip olmalıdır, malın mübadele değeri harcanan emek ile belirlenmelidir” gibi… “Katma değerler eşit bölünmelidir” gibi…

Marks okuyup ta düşünebilenlerin aklına şu fikir gelir. Bu adam çok akıllı. Çok iyi niyetli de olabilir. Çünkü ideal olanı söylüyor. Ama, ya aptalı oynuyorsa… O zaman tam bir şeytan ve anarşist… Gücü elinde bulunduran ve gelirin kontrolü eline geçiren tabaka, ister istemez sistemi kapitalizme ve emperyalizme sürükleyecektir ve nitekim de öyle olmuştur.

Çin bugün dünyanın en büyük ikinci, üçüncü ve beşinci kapitalist devlet bankalarına sahiptir.

Sonuçta iktisatçılar denge problemini çözememişlerdir. Aslında çözümü hepsi biliyor da, çözerlerse işsiz kalacakları için, çözmediler belki de…

Batmayan Güneş İmparatorluğu denilen Britanya’nın kraliçesinin ve onun has adamı Churchill’in özel ekonomisti Keynes, devamlı para ve maliye politikaları üretmiş, üretmiş ve sonra da demiştir ki: “Maliye politikaları ekonomiyi bunalımdan kurtarmaz. Aslında uzun vadede hepimiz birer ölüyüz.”

Mesele, anlayan için özetlenmiş oldu, sanırım. Ekonomik teoriler biraz da dışarıya sömürü ihraç etmek için vardır.

İngiltere Kraliçesi 2007 krizinde bütün iktisatçı akademisyenleri toplamış ve uzun bir toplantı yapmıştı. Krizin nedenlerini sormuş ve hiç kimse düzgün bir cevap verememişti.

Hatırladığım, genç bir banka yöneticisi şöyle bir cevap vermişti: “Biz elimizden gelen her şeyi yaptık.”

Evet herkes elinden gelen her şeyi yapar. Filin kuyruğunu tutan bir kör, fili bir kuyruk imiş gibi elinden geldiğince tarif eder. Filin hortumunu tutan köre göre ise fil, boru gibi bir şeydir. Kafası filin kıçındaki kişi de yine fili o şekilde tarif eder. Kibrit çöpünü gözünün önüne çok yakın tutan biri, her şeyi o kibrit çöpü imiş gibi tarif eder.

Materyalist düşünce görünenle sınırlıdır. Bir de görünen ile hemen hemen aynı ağırlıkta görünmeyen bir dünya vardır. Bu iki dünya birbirinden ayrıldığında hata yapmak kaçınılmaz olmaktadır.

Ekonomide görünmeyen denge unsuru güvendir…. 2002 yılında Türkiye olarak yaşadığımız etkenlerin başında bu vardı.

Güvenmiştik.

Üç hanelere giden enflasyon ve faizler iki hanelerin diplerine inmişti anında… Çözümün sadece bir adı vardı: Güven.

Şimdi buna artı değerler ilave etmenin zamanı geldi. 50 bin kişilik servet civarında dolar milyonerimiz var. Zenginliği 100 bin dolar üzerinde olan bir milyona yakın insanımız var… 30 tane milyar dolarlık zenginimiz var. Var da var… Da… Yıllık 80 milyar dolar zekat toplanma kapasitemiz var da…. Yok.

Evet zekat…

“Aaaa… Her şey çocukluğumuzda öğrendiğimiz, islamın beş şartında saklıymış meğer” demediniz daha değil mi? Tabii haklısınız. Sekiz yıllık kesintisiz demokratik laik eğitimin kelebek etkisinden, narkozundan hala çıkamadık. Ama az kaldı çıkacağız.

Evet, zekat…

Zekat, Müslümanın güçlenmesi içindir. Dünyanın da mutlu insanları olabilsin diyedir.

Zekat, Allah’ın olanı Allah’a borç olarak verebilme iradesidir.

Zekat, zayıf ve fakir müslüman kalmasın diyedir. Dünyanın en fakir şehri Gazze ve Refah Kampları gibi yerler olmasın diyedir. Bangladeş’te 600 bin kişilik Leda Kampı gibi yerler olmasın diyedir. Analar ekmek parasına fahişe olarak satılmasın; çocuklar tebessümden mahrum ağlamasın diyedir.

Zekat, zengin çocuğu oyuncak için ağlarken, yetim çocuk ekmek gördüğünde gülsün, diyedir.

Ve gözünden inci gibi yaşlar dökülen yetim çocuk bizi Allah’a şikayet etmesin diyedir.

Ya yaşadığımız materyalist sistem?

En genel kabul gören kurama göre, ekonominin dinamiklerinin düzgün çalışması, yani çarkın işleyişi şöyledir:

Önce sermaye vardır, şarttır ve bir iş kurulur… Kurulan işin kaynak ve emek giderlerinden kalanından elde edilen gelir ise tasarrufu oluşturur. Tasarruflar, atıl yani durgun kalabildiği gibi tekrar yatırıma da dönebilir. Yatırım esnasında, kaynak sahibi ve emek sahibi de bir gelir eder.

Ekonomide çarkın düzgün işlemesi bu dengelerin hassasiyetinin korunmasına bağlıdır. Ancak hepsinin özünde bir başka kural gizlidir ve kural, bütün kuralların üzerindedir:

Arz ve talep…

Değil ama “üretim sunumu ve ihtiyaç ilişkisi” diyelim ekonomist dışı bir bakışla bu duruma biz…

Emek arzı fazla olursa işgücü ucuzlar. Emek arzı azalırsa işgücü pahalılaşır. Aynı durum kaynaklar için de geçerlidir. Kurulan iş veya yatırıma talep olmazsa ve arz fazla olursa gelir elde edilemez.

Bunlar genel kaidelerdir. Ekonominin canlanması sağlanması ve işleyişinin dinamikleri açısından bilmekte fayda vardır…

Kalkınma, refah ve fakirin aklındaki ekmek parası derdinin çözümü büyümeye bağlıdır. Büyüme için ise, devamlı bir talep gerekmektedir.

Mesela… Daha fazla ekmek isteyen insanların olması “talep” ve fırının daha fazla ekmek üreterek “arz” büyümesi kalkınmadır. Sonra elde ettiği geliri işine ilave ederek büyümenin sürdürülebilir olmasını sağlaması da, ekonomik büyümenin devamlılığıdır. Ama işgücü sahibi yani çalışanlar ve buğday sahibi yani köylüler yeterli gelir sağlayamıyorsa dengeli bir kalkınma sağlanmaz. Bir süre sonra da kalkınma teklemeye, topallamaya ve yolda kalmaya başlar.

Bencil ve tek yanlı her büyümenin damarları er veya geç tıkanır.

Ana sermaye kimin ise genelde kuralları koyan odur; haliyle gücün sahibi de o olmaktadır. Sermayecilik yani ingilizcesi ile kapitalizm en basit ifade ile budur.

O zaman ne yapmalı?

Kaynak ve emek sahibi de yeterli tasarrufu edebileceği ve yatırım yapabileceği bir gelir elde edebilmelidir. Bu defa yatırım çeşitlemesi olmasının yanında, kalkınma artı etkenlerle sürdürülebilir olmaya devam eder. Yeterli sermaye birikimine sahip olan diğerleri de bir süre sonra kalkınmaya katkıda bulunacaklardır.

Mesele ilk sermayenin oluşturulmasındadır. Hani bir söz vardır. “Bana ilk bir milyon dolarını ne şekilde ve nasıl helalden kazandığını anlatıp inandır, gerisine gerek yok, anlatmasannda inanırım.” İşin önemi buradadır.

Kapitalist ekonomi, yukarıda bahsettiğimiz fırıncının kaynak ve emek sahibine hiç tasarruf şansı sağlamamasından ibarettir. Emek ve kaynağın sömürülmesi, daha fazla gelir elde etmek ve daha fazla büyüme için temel kuraldır.

Devletler, ekonomi canlansın diye aptalca olsa da enflasyonist politikalar uygularlar. İşçi maaşlarına asgari sınırlar koyarlar. Asgari yani en alt sınır koyma durumu işçilerin çok düşünüldüğü veya sevildiği için değil, ekonomiye asgari katkılarının varsayımını kontrol altında tutabilmek içindir.

Halbuki hiç uygulanmayan bir materyal daha var. Zekat… Kuran’da hep namazla beraber anılan zekat… “Namazı kılın, zekatı verin…”diye onlarca defa bahsedilen zekat.

“Adamı iyi bilirim. Beş vakit namazında sağlam müslümandır” hep deriz de; hiç “iyi bilirim sürekli zekatını verir, iyi müslümandır” demeyiz.Dedik mi acaba? Ya da kaç kişi demiştir?

50 bin kişi civarında dolar milyonerimiz var, demiştim. Zenginliği 100 bin dolar üzerinde olan bir milyona yakın; 30 tanecik de dolar milyarderi insanımız var… Yıllık 80 milyar dolar zekat toplanma kapasitemiz var…. Evet zekat. Yılda yaklaşık 480 milyar liralık zekat verme kapasitesi olan bir Türkiye’den bahsediyorum…

Dünyanın en güzel ve en etkili sözleriyle, en başarılı ve en güzel konuşan hatibi, dünyanın en büyük kalabalığına da konuşsa, İslam’ın hakkıyla yaşandığı küçük bir mahalle örneği kadar etkili olamaz.

Aç ayı oynamaz. Aç midenin sahibi insan, yüce kavramların ne olduğunu anlamak istemez. Aç at yol almaz, aç it av avlamaz. Aç kurt yavrusunu yer. Ve aç itten hayır gelmez.

Senede 480 milyar ile aç kalınır mı peki?

Ya da 480 milyarlık bu rakam Türkiye’nin ürettiği mal ve hizmetin ne kadarı kadar ediyor? Tam yarısı…

Ya da başka bir verisel ifade ile, iki trilyondan fazla mevduat hesabı olan bir ülkede bu para, banka dışı reel ekonomide olacak olan parayı ifade eder. Veya kısaca zekat, refahı ifade eder.

Dört milyondan fazla Suriye vatandaşına yaklaşık 30 milyar yardım yapmışız. Kaldı ki zekatta amaç yardım değildir.

Zekat sadece fakire verilmez…

Zekat haktır. Mülk Allah’ındır. Sadaka insan iradesine bağlıdır ama zekat, Allah’ın mülkünü Allah’a borç vermektir. Ayette apaçık şekilde bunu diyor. Fakire ve miskine değil sadece… Borçluya, yolcuya, ilim talibine ve kalbi islama yaklaştırılmak istenenlere… Ya da şöyle diyelim ayette sınıflar yazılmış ama bunlara yakın ne olursa… Allah yolunda harcamak adına zekat…

Zekatın fıkıh yanına girmiyorum bile… Ancak denge unsuru olarak ekonominin üçte birine denk geliyorsa ve ihmal ediyorsak…

Daha fazla söze gerek yok da… Zaten anlayana “zekat” deyince, o kişi “rızaen lillah” der koşar da… İşte neyse… Selam ve dua ile…

Derin Ekonomi - 06:11 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.


türbanlı escort türbanlı escort bayan eve gelen escort escort bayan alanya escort avcılar escort bakırköy escort escort istanbul bakırköy escort beylikdüzü escort kadıköy escort ümraniye escort şirinevler escort şişli escort istanbul escort avcılar escort ataköy escort halkalı escort esenyurt escort ataşehir escort göztepe escort avcılar escort istanbul escort şirinevler escort istanbul eskort bayan istanbul escort eskort bahçeşehir escort anal escort esenyurt escort avrupa yakası escort